Connect with us

Analiz

Kemal Ekinönü Yazdı: Gare, AKP-MHP Savaş Kliğinde Yeni Evreye İşarettir; İktidar, Şuursuz, Zalim ve Şirrettir!

Tayip Erdoğan’ın Gare saldırısından önce, “müjdesini” vereceğini müjdelediği tasarlanmış “zafer” den almak istedikleri politik sonuç iç ve dış kamuoyuna dönüş ihtiyaçları bakımından ikili içeriktedir. Yani tasarlanmış bu “zafer” bir tek harekete yüklendiği halde, sonucunun vereceği başarı, iç ve dış politikaya göreceği hizmet bakımından ikili olarak planlanmıştır.

Kuruluşunu zafere duyduğu ihtiyaca bağlayan cumhuriyetten, zafere duyduğu ihtiyaçla dönüşümünü tamamlamak üzere olan İslam Cumhuriyeti’ne kadar kat edilen yolda, tek araç halkla savaş, varlığını sürdürmek için ihtiyaç duyduğu da Kan’dır! Yalçın Küçük’ün kitabı, “Türkiye üzerine tezler” ini okuyanlar, yukardaki cümleyi de Gare işgaline giden süreci de anlamakta zorlanmazlar.

Meclis yeni kurulmuş ve henüz kuruluş sürecini tamamlamak sancılarıyla kıvranan Mustafa Kemal, Anadolu’nun yığılmış ulusal ve sosyal sorunlarını meclise taşıyan mebusların muhalefeti karşısında zorlanmaktadır. Kafasındaki sistemi kurup kuramayacağı bu muhalefeti bir yolla susturmaya bağlanmış durumdadır. Bu sıkıntı içinde bulduğu çözüm, Ege Cephesi’nden gelecek ve içinde “zafer” kelimesi geçen bir telgrafı meclis kürsüsünde okumaktır. Zira buradan elde edilmiş “zafer”, cephedeki komutanın kendi arkadaşı ve ekibinden biri olması, bu “zaferi” oldukça özel kılacak ve muhalefet zaferin gücünü otomatik olarak M. Kemal’in gücü olarak okuyacaktır. Bu amaçla, İsmet İnönü’ye hitaben, “bir zafere ihtiyacımız var” cümlesinden ibaret olan telgrafı gönderir. Telgrafı alan İnönü, Mustafa Kemal’in isteğini anlamakta zorlanmaz ve “zafer” bildirimini içeren telgrafla Mustafa Kemal’e geri döner. (Bunun nasıl bir “zafer” olduğunu merak edenler Yalçın Küçük’ün bu birkaç ciltlik çalışmasına bakabilirler) Mutafa Kemal, elinde bu telgrafla meclis kürsüsünde muhalefetin karşısına çıkar. Böylece Mustafa Kemal’in duyduğu “zafer” ihtiyacını bilmem kaçıncı “İnönü Zaferi” adıyla Mustafa Kemal’e telgraf üzerinde armağan eden İsmet İnönü, muhalefetin defterinin dürmesinde M. Kemal’e tarihi bir katkı sunar; yıl 1921’dir…

Bu tarihten tam yüz yıl sonra, yani bu ısmarlama zaferin günü gününe yüzüncü yılını doldurmasına 44 gün kala, yine “zafere” ihtiyaç duyan aynı Ankara’da bu kez ki “Reis” de M. Kemal’in kuruluşuna öncülük ettiği “T.C.” biçiminin “parantezini kapatıp”, yüz yıl öncesinin sultanlık sistemine gün sayan Recep Tayyip Erdoğan’dır. Fakat Erdoğan, Mustafa Kemal’in muhalefet karşısında yaşadığı açmazın daha ağırını yaşıyor olarak, ihtiyaç duyduğu “zafer” türünü ve zamanlamasını kendisi kararlaştırmış olarak, müjdesini de harekete geçmeden ilan ediyor. Ama, farklılık sadece bununla sınırlı kalmıyor, bu kez ihtiyaç duyulan zafer, batıdan değil, doğuda planlanır; zafer, bir işgal kuvvetine karşı savaşta değil, işgalci bir güç statüsünde Kürt halk direnişine karşı imha hedefiyle yüzde yüz kazanacaklarına kendini inandırmış olarak “müjdesi” hareketten önce ilan edilir!

Bu tarih okumasının anlattığı şey, T.C. kanlı faşist sisteminin taktik akıl bakımında yüzyıl öncesinin yöntemlerini tekrar etmekle haber verdikleri politik çıkmazlarıdır. Çünkü mevcut T.C. aklı, canlı tarih aksini göstermesine rağmen, “Tarihin tekerrürden ibaret” olduğunu destur etmiş durumdadırlar. Öylesine açık ki, söz konusu olan bir askeri hareketken, görüş açısı, doğası gereği bütün boyutlarıyla materyalist olması gerekirken, “ben dersem olur” boyutuna bağlamış durumdadırlar. İdeolojik olarak tüm mekanizmalarıyla birlikte bilim öncesi çağa dönüşünü tamamlamış bir devletle karşı karşıya olduğumuzu teyit eden en sıcak örnek ise Gare işgalidir.

Gare, pratik olarak askeri, amaç olarak politik bir işgaldir

Gare, askeri hareketinin gizlediği politik amacı doğru isabet etmek hayati bir sorundur. Ne var ki bu gerçekliği ancak dezenformasyon mekanizmasının herkesi düşündürtmek istediği gibi düşünmeyi reddedersek, Gare’nin askeri işgalin daha üstünde ve konuşulmayan bir siyasal hedef taşıdığını görebiliriz. Sonuçları bakımından bu hareketin başarılı mı başarısız mı olduğu üzerine yapılacak her çıkarsama, ya bu askeri işgalin hedefiyle aynı hedefe varmak üzere onun siyasal sonuçlarını güçlendirmek amaçlı dezenformasyona hizmet sunar, ya da politik hedefi ıskalayan ve sadece askeri sonuçlardan durumu gören bir bakış açısı olarak tek gözlü olur.

Saldırının başlamasından itibaren devreye sokulan ve “ana muhalefet”i de girdabına alan Goebbels vari dezenformasyonun makinasının sözünü etmenin hiç yararı yok. Asıl ve acil mesele politik hedefi doğru okumak ve bu yeni saldırı dalgasının muhtemel “yeni “araçlarına karşı devrimciler ve ezilenler olarak, kararlılıkla ve birlikte durmayı örgütlemektir.

Tayip Erdoğan’ın Gare saldırısından önce, “müjdesini” vereceğini müjdelediği tasarlanmış “zafer” den almak istedikleri politik sonuç iç ve dış kamuoyuna dönüş ihtiyaçları bakımından ikili içeriktedir. Yani tasarlanmış bu “zafer” bir tek harekete yüklendiği halde, sonucunun vereceği başarı, iç ve dış politikaya göreceği hizmet bakımından ikili olarak planlanmıştır.

Dış politikada hedeflenen şey Kobane direnişinden itibaren Kürtlerin IŞİD ve patronluğunu yaptığı bilinen Türkiye’ye karşı ortay koyduğu direnişin dünyanın ezilenleri üzerinden yarattığı sempati ve sahiplenmeyi zayıflatmaktır. Zira Kürt direnişinin IŞİD vahşeti karşısındaki ahlaki kararlılığını gören halklar, kendi hükümetlerine karşı bir baskı oluşturmuş, çoğu yerde bu baskı, hükümetlerinin Kürtlerin siyasal bir statü elde etme hakkına uluslararası hukukta tanımlanması için harekete geçilmesi isteğine dönüşmüştür. Bu gerçeklik, Erdoğan-Bahçeli savaş kliği tarafından güçlü bir şekilde hissedilmesi, devletin de korkusuna dönüştüğünden, Gare saldırısı bu gelişmeye karşı bir hamle olarak hayata geçirilmiştir. Ancak hamle, T.C.’nin tarihi kimliğiyle uygunluk içinde sinsi, vahşi ve ahlaksız olmuştur. Güdülen hesap, Kobane’den başlayarak bugüne kadarki süreç boyunca kürelerin mazlum ve onurlu algılayışını bozacak bir zaferin mevcut gerçeklik içinde fırsata dönüştürülmesi; yani, PKK’nin elinde biriken ve sayıları 50’yi aştığı söylenen rehineleri, onların korumasındayken öldürmek hedefi hareketin ilk gününden itibaren açık seçik ortaya çıkmıştır.

Bunun başarılması halinde, halkların birçok ülkede hükümetleri üzerinde oluşturduğu ve Kürtler için bir “statü”, talebini içeren baskıyı ciddi bir risk olarak savuşturacak; “elindeki rehineleri öldürdü”, “savaş ve insanlık suçu işledi” iddiasına dünyayı inandırması, Erdoğan-Bahçeli savaş kliği için hayati gerekçeye dönüşecekti. Bunu başarmaları halinde olgunlaşmakta olan bu gibi isteklerin önü kesilecek, dış kamuoyunun baskısı ötelenecek ve tarihi olarak var olan meşru zemin de imha etilmiş olacaktı! Hatta karşı bir atakla uykuda tutulan “Tamil Kaplanları çözümü” stratejisini güncellemek fırsatı “doğduğunda” da Kürtleri bütün direniş güçleriyle birlikte topyekûn imha girişimine destek bulmasa da muhtemel böyle bir kıyıma Avrupa’yı, ABD’yi, Rusya’yı sessiz bırakmaktır.

Böyle bir “zaferin” içerdeki politik hedefe, sunacağı zemin ise, HDP’yi “terör destekçisi parti” ilan ederek kapatmak ve on binlerce tutsak ve belki de yüzlercesinin “çatışmada etkisiz hale getirildi”ye getirilerek yeni bir Kürt tenkil hareketi başlatmaktır. Ve sonuçta, planladıkları “zaferin” hedefini tam tutturamadılarsa da bir miktar kendilerine gerekçe yaratmayı başardılar. PKK’nin hareketin ikinci gününde yaptığı açıklamada, “Türkiye rehineleri katletmek istiyor” iddiası gerçek oldu. Hareketin ilk gününden itibaren ordu, rehinelerin bulunduğu yeri bombardıman altına alarak, kırka yakın olduğunu söyledikleri PKK gerillasıyla birlikte 12 rehineyi de öldürdüler.

Ve şimdi AKP Reis’inin korkunç propaganda makinesi tüm, “muhalefet” kurmaylarını da girdabına almış olarak, PKK’nin “sivil vatandaşları katlettiği” yaygarasıyla ortalığı ayağa kaldırmaya çalışmaktadır…

Daha askeri işgal bitmeden AKP-MHP savaş kliğinin iki kanlı şefinden Bahçeli, ”mağara katliamının, PKK terör örgütü ve destekçilerinin hesaba çekilmesi için bir yol ağzı, bir karar ve kader anı olduğuna inanıyorum” sözleriyle ve “bundan sonra hiç bir şey eskisi gibi olmayacak” la başlayan tweettindeki cümlelerle faşist AKP-MHP kanlı faşist kliğinin katliamlarına söz söyleyen ,tavır geliştiren, ve mücadele örgütleyen her kesime karşı, sürdürdüğü şiddet ve susturma konseptine, daha açık ,kanlı ve yeni enstrümanlar devreye sokacağının mesajını vermiştir. Bu cümleler, kuralsız cinayetlere sonsuz kapı aralamak, AKP-MHP kliğinin zülüm ve kıyımlarına karşı çıkan kim olursa, onların da öldürülebileceğini, hatta hapishanedeki rehinelerin de bu hedefler içinde olduğunu ima etmektir.

Aynı şekilde İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun açıklamaları da Hitlerin lügatinde bile rastlanmayan cümlelerle kurulmuş tiksindirici içeriktedir. Bu işgalin hedeflerinden biri olduğu anlaşılan PKK yöneticilerinden bir veya birkaçını öldürmeyi başaramamış olmanın mide bulandırıcı kin ve öfkesiyle cümle kuran Süleyman Soylu, “Karayılanı lime lime etmezsek” le başlayan cümleleriyle MHP liderini adeta aşma yarışında dünyanın utanç içinde izlediği kuşku götürmez olan bir yöneticilik örneği yaratmaktadır.

Bu olup bitenler Türkiye’yi adeta bir korku tünelinde görüntülüyor. Ancak on milyonlarca acın, işsizin, güvensizin, eğitimli gencin ve bir o kadar kadının korkacak gerekçesi de duygusu da kalmadı. Bunu korkutanlar da biliyor; korkutmak isteyenlerin kendi korkularını açığa vurduklarını izleyen korkusuzlar da…

Günün Haberleri

More in Analiz