Connect with us

Analiz

Devrimin Evrensel İçeriği ve Somutta Temsili

Bütün ilke ve amaçlar, görev ve örgütlenmeler son tahlilde bir siyasetle buluşur. Siyaset dar anlamda güdülen bir politika değil, bir sınıfın ötekini alaşağı ettiği teori-pratiğin kılavuzudur

Her teori ya da pratik son tahlilde bir sınıfa aittir, onun damgasını taşır veya onun dünya görüşünü ve buna uygun davranışını ifade eder, yansıtır. Sınıfların bilimsel ya da devrimci niteliği, tersinden anti-bilimsel ve gerici niteliği düşünce ve davranışın niteliğini belirler. Şayet, kitlelere sirayet etmiş ve dolayısıyla güçlenip egemen hale gelmiş düşünce gerici sınıflara ait ise, bu güç olma bilimsel zeminde değil, onun karşıtıdır. Yok devrimci sınıflara ait ise, güç olma bilimsel zemine sahiptir ve bunun kalıcılığı daha fazladır. Demek ki, güç ve egemen olmak bilimsel olmak veya doğru olmak anlamına gelmiyor. Gerici sınıflar egemendir ama bilimsel değildirler. Egemen güç olmak her durumda bilimsel olunduğu anlamına gelmediği gibi, bu egemenlik ve gücün sallantılı olup çürümeye tabi olduğu da açıktır.

Hiç bir düşünce sonsuz bir dinamiğe sahip değildir ancak bilimsel olan düşüncenin çok daha uzun ömürlü bir güç olduğu aşikardır. Bu iki düşünce cephesinin ömrü iki sınıfın varlığı boyunca gündemde olacaktır. Buradaki sorun hangisinin egemen, hangisinin yönetilen olacağı sorunudur. Güç burada devreye girer. Gücün devreye girdiği yerde de kitleler belirleyici unsur olarak öne çıkar. Kitlelerin terazi dengesini kimden yana tartacağı sorunu ise, onlara nüfuz edip örgütlenmelerinde kimin etkili olacağına bağlı olarak biçimlenir.

O halde, devrimci sınıf düşüncesi ve bilimsel düşünceye sahip olmak, kitlelerle birleşmek ve örgütlenmek, güçlenip egemen olmanın zemini ve ön koşuludur. Bundan sonrası ise, bilimsel teori temelinde doğru siyasetin uygulanıp doğru mücadelenin eylemsel yürütülmesine bağlıdır. Düşünce ve davranışı/teori ve pratiği/söz ve eylemi doğru temsil etmek bu şartlar tarafından belirlenir.

Temsil etmek veya temsil edilmek, bilinçli tavır ya da bilinçsiz tutumla anlam kazanan bir eylem olarak tayin edici bir sorundur. Temsil edilmeyen şey teorik olarak vardır ama sosyal gerçekte, pratikte yoktur; vardır da yoktur. Kendiliğinden olarak var ama iradi ya da etkin olarak yoktur. Konu edilen muhtelif şeylerin kendiliğinden olma özelliğinden çıkması, o şeylerin temsil edilmesiyle alakalıdır ki, bu, o şeylerin teoride veya pratikte canlı olarak yaşaması yürürlükte olması anlamına gelir. Burada temsil edilen şey, etkin, ‘‘anlamlı‘‘ ve karşılığı olan şey olarak vardır. Devrim, şayet teorik-pratik ölçekte sahiplenilip temsil ediliyorsa gerçekte vardır ve somut olgu ya da güçtür. Teorik-pratik anlamda temsil edilmiyor ise, kendiliğinden bir varlıktan ya da salt bir teori olmaktan öteye geçmez.

Kaygıya gerek yok ki, devrim, teorik olarak da pratik olarak da hem dünya çapında ve hem de coğrafyamızda kararlıca savunulmakta, ısrarla temsil edilmektedir. Israrlı olmak, istikrarlı olmaktır da ve bu, halkların geleceği için umut vericidir. Fakat devrimin eylemsel ve örgütsel pratik olarak yeterli ve yetkin düzeyde temsil edildiği maalesef ki iddia edilemez. Bundandır ki, gerici sınıf ve düşüncesi topluma tahakküm ederek egemen olmakta, olmaya devam etmektedir.   

Devrimin evrensel içeriği, azami ve asgari görevleri, sınıfsal, toplumsal ve tarihsel bir gereksinim olarak kavranması kadar, yürütülmesi gerekli olan somut ödevleri de bilinmez değildir. Bilakis gerekli detaylarıyla (kavrayışın derinleştirilmesi ihtiyacına rağmen) bilinmektedirler. Uluslararası Komünist Hareket ve onun somut parçalarında son derece geniş tartışmaların yürütüldüğüne, köklü muhasebelerin yapıldığına, önemli derslerin çıkarıldığına, sorunların ayrıntılı incelendiğine, pratiklerin sergilendiğine vb. her devrimci tanıktır. Bir çok eksiklikten söz edilse de, esasta küçümsenemez bir bilgi birikimi ve açık ve net bir devrim bilinci ve kararlılığının olduğu inkar edilemez. Fakat, tamamlanmış hiç bir süreç yoktur ve hiç bir şey mutlak ya da kesin değildir.

Dolayısıyla, eksik kavrayıştan, hatalı anlayışlardan, yanlış tutumlardan bahsetmek tamamen mümkündür ve bu anlaşılamaz bir durum değildir. Lakin devrimin örgütsel ve eylemsel pratik olarak temsil edilmesi meselesindeki ciddi sorun aynı derecede masum değildir. Temsil etme ısrarı olsa da, bunun pratik temsilde cılız olduğu doğrudur ve bu temel bir sorun durumundadır. Pratik temsilin genel olarak zayıf olduğu ve genel örgütlenmede de aynı zayıflığın hüküm sürdüğü ne yazık ki, günümüzün gerçeği olarak önümüzde durmaktadır. Bu sorunda irdelenmesi gereken çok şey vardır. Tasfiyeci eğilim ve akımların tahrifatı, devrimci ilkelerdeki dejenerasyon ve örgütsel erozyon ve eylemsizlik hali bunlardan öncelikli olanlarıdır.

Devrimi, siyasi iktidar perspektifiyle anlamlı olan şiddete dayalı değiştirme pratiğinden tecrit ederek sistem içi hedeflerin eylemine indirgeyen ve şiddet dışı ‘‘belirsiz‘‘ mücadele niteliğiyle tasavvur eden siyasi formasyonlar, devrim lafzıyla yaftalansa da, reformist ahmaklıktır. Devrimci pratiğe başvurmadan burjuvaziyi iktidardan alaşağı ederek proleter sınıf iktidarını inşa etmekten ya da radikal, köklü değişimi gerçekleştirme eyleminden bahsetmek burjuva ideolojik sefaletin özürlü mahsulü olarak ham hayaldir. Devrimin uzlaşmaz sınıf düşmanlığı zemininde nitelenip siyasi iktidar sorununa kilitlenen bir şiddet hareketi olduğu, sayısız sınıf mücadeleleri tecrübesi  ve devrimler tarihi pratiği tarafından defalarca kanıtlanmış evrensel bir teoridir. Devrimin ilkeleri bir uydurma değil, sınıflar mücadelesi sosyal pratiği tarafından doğrulanan bilimsel kılavuzlardır. Devrimin teorisi de pratiği de siyasi iktidarın zor alımına dayanan bir şiddet eylemini öngörür, bu eylemi barındırır. Bunda zerre kadar bir kuşkuya yer olamaz, yoktur. Ve, sınıflar ve sınıflar arası çelişkilerin karakterinden feyz alan bu ilkenin yeniden ve yeniden kanıtlanmaya ihtiyacı yoktur. Tepeden tırnağa silahlı gerici zor ve şiddetle örgütlenmiş bir sınıf devleti ve buna doğru orantılı olarak devrimci zor ve şiddete dayalı örgütlenen bir sınıf ve devrimi mesele budur. Burjuva-kapitalist toplumsal sistem ve bunun üretim ilişkilerini kökten tasfiye edip, sosyalist sistem ve üretim ilişkilerini hakim biçim olarak örgütlemek. Alt-yapıdan üst-yapıya kadar büyük değişimde, devrimci zor temelinde bilinçli siyasi eylem olan devrimi sahneye koymak bu ilke ve ilkelerle orantılıdır.

Bütün sınıf devrimleri veya siyasi iktidar mücadeleleri bu ilkelere ve zorunlu olarak bu evrensel devrim yasalarına dayanır. Ve bu yasalar, yeni devrim tecrübeleriyle daha zenginleşerek anlam kazanır. Devrimin proletarya iktidarı altında sürdürülmesi, modern revizyonizmin iktidara çöreklendiği sosyalizm koşullarında yeni devrim biçimi olan Kültür Devrimiyle yeni bir devrim yasası, ilkesi olarak biçimlenir. Proleter Kültür Devrimi, sosyalizm şartlarındaki sınıflar mücadelesinin bir sonucu, sosyalizmin ileriye doğru taşınmasının ön koşulu olarak siyasi devrim niteliği ve içeriğiyle kesin bir ilkeye dönüşür.

Temel sorun, taktik mücadeleyi stratejik yönelime dönüştürmeme ve reformlar uğruna mücadeleyi amaçlaştırmamaktır.

Doğru ile yanlış birbirinin varlık gerekçesi oldukları kadar, birbirileri üzerinde basınç oluşturan unsurlardır da. Hem birbirilerini geliştirirler ve hem de birbirilerinin gelişmesi önünde tıkaç olur, oluştururlar. Bu karşıtlık, sınıf niteliği düzeyinde egemenlik ve iktidar sorununu tayin eden temel çizgi sorununa bürünüp uzlaşmaz karşıtlıkla belirdiğinde yeni bir süreç başlamış oluyordu. Sosyalist toplum, sınıfların tümden tasfiye etme şansına tarihsel olarak sahip değildi ve sınıflı olmak-kalmak durumundaydı. Bu, sınıfların mücadelesi zemininde bir sınıfın ötekini baltalama ve aynı zamanda o sınıfı yeni mücadelelere zorlayarak ilerlemesine de vesile-neden oldu. Yeni bürokratik burjuvazinin iktidarlaşması proletarya iktidarını tehlikeye sokarak tehdit oluşturuyordu. Bu tehdit proletaryanın iktidarını sağlamlaştırma hamlesiyle modern revizyonist burjuvaziye karşı devrimine yol açtı. Sosyalizmin sınıflı toplum olma zaafı, içinde barındırdığı uzlaşmaz çelişkilerle kendi içinde keskin mücadeleye girişmesini koşuluyordu. Sorun iktidar sorunu olarak netleşiyordu ki, bu devrimden başka bir çözüm tanımıyordu.  

Devrim kendisini sabit biçimlerle sınırlamaz, eli ve kolunu bağlamaz. Bin-bir mücadele/örgütlenme biçimi, yöntemi ve aracına başvurur. Özellikle taktik siyasette son derece dinamik ve esnek olur. Öyle ki, taktiğini günlük zaman dilimi içinde değiştirmekten imtina etmez. Gelişen ve değişen siyasi gelişmeleri okuyarak bunların gerisinde kalmayan bir hızla taktiksel manevra ve esneklikleri takip eder. Siyaset alanı hızlı davranma, esnek ve dinamik olmayı şart koşar.  Lakin, mücadele, örgütlenme biçimleri ya da araçları arasında bir dengenin korunması, olası hatalı eğilim ve sapmaların gelişmesine karşı benimsenmesi gereken siyasettir.

Strateji taktiği hapsederek köreltmemeli ama taktik de stratejiyi kemirmemelidir. Siyasetin konusunu kavramayıp işlevini daraltarak onu ilke ve stratejiyle kısırlaştıran ya da hapseden yaklaşım sorunludur. Temel sorun, taktik mücadeleyi stratejik yönelime dönüştürmeme ve reformlar uğruna mücadeleyi amaçlaştırmamaktır. Bu tehlikeden sakınmak, dolayısıyla ilkesel sapmalara düşmemek kaydıyla, mücadele ve örgütlenme biçimlerinde en zengin araçları kullanma bilincine sahip olmak ötelenemez bir ihtiyaçtır.

Devasa bir toplum çelişkilerinin çözümü ya da devasa bir toplumsal dönüşüm ve yepyeni bir toplumsal sistemin egemen olarak örgütlenmesi, bu düzeyde bir devrim planı ve görevler içeriğiyle mümkün olabilir. Dahası, bu ilerleme tek ayak ya da sınırlı biçimler üzerinden değil, ancak ve ancak tüm çelişki ve sorunlarıyla toplumsal dinamikleri kucaklayan bir program yelpazesiyle sağlanabilir. Geleceğin Kültür Devrimlerine yol açan zemini bugünden sağlam inşa etmek veya bu devrimin görevlerini asgariye indirmek böyle mümkün kılınabilir. Bilimsel düşüncenin temsil edilmesi, sınıf siyaseti ve bileşenlerinin çıkarlarının temsil edilmesi, dolayısıyla kitlelerin örgütlenerek egemen güç durumuna gelinmesi ve nihayetinde eylemsel mücadelenin temsil edilerek devrime yürünmesi, yani devrimin temsil edilmesi ancak bu kavrayışla mümkün olabilir.

Bütün ilke ve amaçlar, görev ve örgütlenmeler son tahlilde bir siyasetle buluşur. Siyaset dar anlamda güdülen bir politika değil, bir sınıfın ötekini alaşağı ettiği teori-pratiğin kılavuzudur. Genel siyasi çizgi budur. Devrimin baştan sona planlanıp açıklanmasıdır. Siyasi parti bütün bunları karşılayan stratejik araçtır. Parti ve örgütlenmesinin nitel olarak güçlendirilmesi ve Komünist vasfının derinleştirilmesi atlanamaz görevdi.

Kuşkusuz ki, devrimde başka temel bir ilke olan, devrimin ideolojik, siyasi, örgütsel önderliği sorunu, devrimin siyasi organizasyon aracı olan partiyle/Komünist Parti niteliğiyle karşılanabilir. Devrimin evrensel içeriklerinden biri de KP önderliğidir. Dolayısıyla, diğer özellik ve unsurlar bu araçta temsil edilmek durumundadır. Parti aracının stratejik görevini oynaması için mutlak biçimde devrimin ilkeleriyle donanmış olmasını gerektirir. Bu ilkeler ekseninde yüzlerce görev, örgütlenme ve mücadele biçimi stratejik ve taktik değerde ele alınıp yürütülmek zorundadır. Lakin hepsinin, devrimin temel sorunu olan siyasi iktidar uğruna savaş esasına göre biçimlenmesi zorunludur.

Günün Haberleri

More in Analiz