Connect with us

Analiz

Burjuva Siyasetteki Gelişmeler ve Alternatif Devrimci Politika

Bu bağlamda burjuva kliklerin çatlak ve çatışmalar içinde olması devrimin yararınadır. Onlar bölünüp çatışırken zayıflar, yönetim ve iktidar egemenliklerinde boşluklar doğar ve bu olanaklar devrim tarafından değerlendirilir. Bunun ötesinde burjuva muhalefetin halklarımızı doğrudan ilgilendiren tek yanı yoktur. Dolayısıyla bunlar arasında taraf olmayı gerektirecek bir sebep ve ihtiyaç da yoktur.

Burjuva siyaset sahnesinde kirli pazarlık ve entrikalarla cereyan eden arka kapı diplomasisi ve kulis trafiği hızlanırken, tansiyon alabildiğine yükseklerde seyrediyor. Siyasetin yüksek ateşine maruz kalan iktidar yaşadığı kan kaybı telaşıyla muhalefet moduna girerken, muhalefet ise ‘‘hasta adamın‘‘ kapısına dayanma motivasyonuyla siyaset sularını kaynama derecesinde ısıtmaktadır. Erken seçim çağrısını kanser teşhisi olarak algılayan iktidar, soluk almak için 2023’ü işaret etse de, erken seçimin kaçınılmazlığını görerek hazırlığını gizleyememektedir. Bütün gelişmeler iktidarın da muhalefetin de alenen bir erken seçim için hazırlandıklarını, seçime endeksli siyaset yürüttüklerini ortaya koymaktadır. Ki, yaşanan kirli pazarlıklar, açıktan yürütülen kulis trafiği, entrikalarla sahnelenen böl-parçala siyaseti, devreye sokulan provokasyonlar, bir taraftan siyasi parti kapatma şantajı, diğer taraftan reform safsatalarıyla yapılan hamleler ve yükselen siyasi tansiyon süreci bir rastlantı değil, doğrudan erken seçim işaretidir.

Erdoğan ‘‘sessiz devrim‘‘ ve ‘‘ustalık dönemi‘‘ kibiriyle şuursuz bir iktidar despotizmine yelken açıp, kendi anayasasını ayaklar altına alıp devlet teamüllerini de hiçe sayarak mutlak otorite hırsıyla odaklandığı tek adam sultasını, keyfiyetçi, hukuksuz, katliamcı, sivil darbeci, gaspçı ve açık faşizm saldırganlığıyla ilerletirken, geriye kendisinden başkasına ‘‘yaşam hakkı‘‘ tanımayan büyük bir harabe ve nitekim sürdürülemez bir iktidar, yani yıkıntılar içindeki iktidarını bırakma durumunda kalmıştır. Dünyadan tecrit olma handikabını ‘‘anlamlı yalnızlık‘‘ demagojisiyle kotarmaya çalışırken, ‘‘ey Amerika, ey Makron, Merkel…‘‘ naralarıyla beslediği ırkçı-faşist Türk milliyetçiliğini daha güçlü hortlatarak iktidarına kaldıraç yapmayı bugüne kadar başardı.

Ne ki, iktisadın yasaları kuru gürültüden ibaret ırkçı-milliyetçi söylem ve boş safsatalara dayalı manipülasyonları tanımayacak kadar nüfuzlu ve belirleyicidir. İstihdam ve üretim kabiliyetinden uzak, sıcak paraya endeksli özelleştirmeler ve mülkiyet-menkul satışları, kara paraya dayalı tüketim ve talan ekonomisinin daralarak krize girmesi kaçınılmazdı. Spekülatif dünya sermayesinin içinden geçtiği krizlerin yansıması ise, Erdoğan iktidarının şirket yönetimiyle idare ettiği devlet ekonomisinin ‘‘sıfırlanmasına‘‘ katkıda bulundu. Uluslararası sermayeye güven vermekten yoksun olan ülkenin siyasi yönetimi ve demokratik şartları ülkeye sermaye girişini fiilen engellerken, faizlerle oynamayı ekonomi yönetimi olarak algılayan Erdoğan iktidarı devlet bütçesini sıfırdan eksiye-borca boğarak tam anlamıyla yönetemez duruma getirdi. Ekonomik kriz kaçınılmaz olarak siyasi kriz koşullarını da gündeme getirdi.

Kibirle kararan gözleri, Erdoğan‘ı ‘‘şahsım devleti, şahsım iktidarı‘‘ küstahlığına taşıyarak, parti kurucularından bakanlarına ve damat bakanına kadar en yakın dava arkadaşlarını harcamasına yol açtı ki, liyakat yoksunu olarak ün salan tek adam sultası saltanatını ‘‘bıçak sırtına‘‘ çıkararak yönetme kriziyle malul olan şimdiki kritik eşiğe taşıması bu zeminde cereyan etti. Pervasızca yakıp yıktı, katliamlar gerçekleştirip işgalci saldırganlıklara girişti. Başkanlık sistemiyle ilga ettiği tek adam sultası her şeye kadir olamazdı, olamadığı gibi büyük sorun ve sancılara yol açtı. Erdoğan‘ın başkanlık hırsı iktidarı tüketerek bugünkü ‘‘hasta adam‘‘ durumuna getiren siyasal etmenlerden oldu. Şimdi, iki ittifak bloğunda biçimlenen ve yeni siyasi parti doğumlarıyla iyice renklenen dinamik siyasi süreç, Erdoğan’ın mimarlığını yaptığı bu külliyatın bir eseri olarak okunabilir.

Erdoğan, somutta burjuva muhalefet bloğunu bölüp parçalamaya dönük yönelim belirlemiştir

Erdoğan’ı iktidara getiren odakların Erdoğan’la yollarını ayırma eğilimi somutlanmakla beraber, ülke ekonomisinin sürdürülemez derin krizlere saplanması da, mevcut siyasi süreci fitilleyerek komprador tekelci klikler arası iktidar dalaşını koşullamıştır. Burjuva muhalefet avantajlı olmakla birlikte son derece hevesli, iktidar ise ağzının tadı kaçmış tam bir acizlik içindedir, çırpınarak son hamlelerini yapmaktadır. Ne var ki, iktidarın gerçekleştirmediği baskı ve katliam, denemediği demagoji, yapmadığı manipülasyon ve kullanmadığı tek safsata kalmamıştır; ‘‘aya gitmekten‘‘ başka.

Erdoğan, birer safsata olan ‘‘yargı ve ekonomide reform‘‘ açıklamalarına, yeni anayasa yapma çağrısını da eklese, beklediği yankıyı bulamadı. Toplumda karşılık bulmayan bu boş vaatler tutmayınca çıtayı ‘‘çılgın projeler‘‘ seviyesine yükseltti; olağan seçim tarihinden sonrasına tarih vererek, ve hep milli olduğu gibi yine milli olan araçlarını aya yolculayacaklarını müjdeledi. Fakat istediği karşılığı bulamadı. Zira, daha önce bulunan doğal gaz bulunduğu yerde kaldı. Doğalgaz arama ve sondaj gemisi hangi limana çekildiyse orada kaldı. Libya ve Suriye rüyası fiyaskoyla sonuçlandı. ABD’ye ve AB’ye mektuplar gönderip mesajlar vererek yalvarmaya başladı.

Kısacası, Erdoğan’ın toplumsal kitlelere vadettiği her şey boş çıktı ve kitleler defalarca oyalanıp kandırıldıklarını görüp anlayarak Erdoğan’a inanmaktan vazgeçtiler.  Dahası, AKP’nin bir kısım kadrosu ve geniş tabanı da Erdoğan’a olan güvenini yitirdi. Büyükşehir belediyelerinin kaybedilmesiyle, rant ve çıkara dayalı olarak elde tuttuğu menfaat ilişkilerine bağlı çevresi de Erdoğan’dan uzaklaşmaya başladı. Özcesi, AKP içinde ve geniş tabanında ciddi çözülmeler baş göstererek Erdoğan iktidarında tükenmeye doğru giden büyük bir erime yolu açıldı, devam ediyor. Kamuoyu araştırmalarından çıkan sonuçlar bu gerçeği ispatlamaktadır.

AKP’nin kurucularından olup, başbakanlık, cumhurbaşkanlığı ve meclis başkanlığı yapmış olan Gül ve Arınç’ı saymazsak bile, yine başbakanlık, ekonomi bakanlığı, dış ilişkiler bakanlığı gibi görevler yapmış olan Davutoğlu ve Babacan’ın AKP’den ayrılarak siyasi partilerini kurup burjuva muhalefet cephesinde siyasete devam etmeleri Erdoğan AKP‘sine büyük bir darbe iken, bugünkü iktidar dalaşında Erdoğan‘ı iktidarını bitişe götürecek dinamiklerdir. Özellikle Erdoğan karşıtı muhalefet bloğunda yer almaları Erdoğan’ın iktidar şansını tamamen olmasa da esasta ortadan kaldıran tablodur.

”Bu gerçeği gören Erdoğan, baskı ve faşizmin bir siyaset tarzı olan manipülasyon ve safsataya dayalı demagojik siyasetini, somutta muhalefet bloğunu bölüp parçalamaya dönük şantaj, tehdit, entrika ve kirli oyunlarla biçimlendirip tahkim etmektedir.”

Katliamlarla, kitlesel tutuklamalarla, siyasi parti eş başkanları dahil seçilmişleri tutuklayıp hapsetmekle, kayyum gaspı ve halkın iradesine darbe yaparak yürüttüğü keyfiyetçi-hukuksuz faşist diktatörlük baskılarıyla sonuç alamayan Erdoğan, bu kez de HDP’yi kriminalize edip kapatma tehdidi ve şantajıyla etkisizleştirmeyi amaçlamaktadır. Kürt siyasi partisinin başında kapatma kılıcını sallarken, diğer burjuva muhalefet partilerinin iç sorunlarını kaşıyıp kışkırtarak ve ittifak bloğunda yer alan partiler arasında çatlaklar yaratıp ittifakı bölüp parçalama entrikaları peşine düşmektedir.

Burjuvazinin klasik böl-parçala-yönet siyasetini karşıtı olan millet ittifakı üzerinde denemekte, uygulamaktadır. Millet ittifakının zayıf karnı olan Türk milliyetçiliği zemininde CHP ile HDP’nin gizli ittifakını kullanarak, HDP ile İyi Parti’nin aynı ittifak içinde bulunmasını kullanıp kışkırtarak, karşıtı olan ittifakı bölüp iktidarını sağlama almaya çalışmaktadır. Aynı siyaseti, Saadet Partisi şahsında da yürütmektedir. Asiltürk’le görüşerek Saadet Partisini yedeklemeye, en azından bölerek zayıflatmaya ve güç devşirmeye çalışmaktadır. Nitekim İyi Parti’de yaşanan sorunlar zemininde parça kopararak nemalanmaktadır. Hatta aynı şey, CHP içi iktidar dalaşının ürünü olan İnce’nin küçük bir gurupla kopması gelişmesiyle de gerçekleşmektedir. Kuşkusuz ki, bu gelişmelerin hepsi doğrudan Erdoğan’ın kışkırtması olmayabilir ama son tahlilde Erdoğan’a yaramakta veya Erdoğan bu gelişmeleri kullanarak yararlanmaktadır.

Erdoğan’ın ortağı Bahçeli MHP’si, Erdoğan’ın tetikçiliğine soyunarak muhalefet milletvekillerini sokakta linç edip yaralama saldırılarında bulunarak, estirdikleri terörle hem muhalefet partileri ve hem de genel toplum üzerinde bir korku ve baskı yaratmaya çalışmaktadırlar. Buna paralel olarak faşist mafya çeteleri siyasi parti başkanlarına tehditler yağdırmakta, direnen öğrenci direnişlerini hedef alarak provokasyonlar yapmaktadırlar. Aynı terör ve korku dalgası diyanet görevlilerince de pervasızca yürütülmektedir. Boğaziçi üniversitesi öğrencilerinin demokratik tepki ve direnişine azgınca saldırtıp kriminalize etmekten geri durmamaktadırlar.

Aynı biçimde Birleşik Mücadele Güçlerinin demokratik örgütlenme ve mücadelesine saldırıp işkenceler yapmakta, tutuklamalarla bastırmayı amaçlamaktadırlar. Kısacası, Erdoğan ve Bahçeli’yi iktidarı kaybetme korkusu sarmıştır. Bu korkuyla her türlü entrika, komplo ve provokasyona başvurmakta, devlet terörü estirerek siyasi parti ve tüm toplumu korku atmosferine alarak iktidarlarını korumak istemektedirler. Komplo, entrika ve provokasyonların hortlatılarak devreye sokulması, siyasi çaresizliğin sonucu olmakla birlikte, kaçınılmaz olan erken seçimden önce kendi lehlerine şartlar yaratma gayesini göstermektedir. Faşist tırmanışın milletvekillerine saldırma, siyasi parti kapatma, mafya çetelerini devreye sokma, açıktan katliam ve cinayet tehditlerinde bulunma düzeyinde pervasız boyutlara taşınması, iktidar korkusundan bağımsız olmamakla birlikte, alenen erken seçim sendromuna işarettir. Muhalefetin dizayn edilmesi de bu baskı, saldırı ve terör dalgasının diğer amacıdır.

Müzmin muhalefet bayrağını taşıyan CHP muhalefetini daha da yoğunlaştırırken, gel-gitler içinde iç dinamikleriyle cebelleşip ırkçı-milliyetçilik karşısında bocalamakta ama Erdoğan karşıtlığı ve parlamenter sisteme dönüş zemininde diğer muhalefet güçleriyle oluşturduğu ittifak bloğu çerçevesinde iktidar adaylığına göz kırpmaktadır. Yani, her şeye karşın siyasi konjonktür ve gelişmeler gereği, bu kez muhalefetten iktidara terfi etmeye yaklaşmaktadır. Ki, Erdoğan-AKP/MHP iktidarının uyguladığı faşizm ve yarattığı açlık-yoksulluk koşullarına karşı gelişen işçi, kadın, gençlik, kimlik, kültür ve geniş halk muhalefeti de esasta CHP’nin başını çektiği bu bloğun potansiyeli olarak iktidarın el değiştirmesinde rol sahibidir.

Ancak seçmenlerin tercihlerine dönük araştırmalar büyük bir kararsızlar kitlesinin varlığına işaret etmektedir. Bu, kitlelerde mevcut düzen partilerine güvenin giderek azaldığı ve alternatif arayışların güçlendiği anlamına gelmektedir. Salt kararsız seçmen oranı değil, CHP gibi düzen partilerine oy veren büyük kesimler de esasta devrimin tabanı ve devrimci çıkış bekleyen devrimci kesimlerdir. Devrimin tabanı gibi, nesnel koşulları da burjuva klikler çatışması ve toplumsal siyasi-ekonomik şartlar zemininde günbegün büyümektedir. Kuşkusuz ki, örgütlü devrimci hareket de tüm zayıflıklarına karşın, bugün çok daha olumlu gelişmeler içindedir.

Burjuva düzen partileriyle aramıza kalın çizgiler çekerek, Birleşik Mücadele Güçleriyle birleşmeliyiz

Kısacası, parçalı burjuva muhalefet cephesinden bağımsız olmak kaydıyla, ikinci cephe olan devrimci sınıf cephesindeki  demokratik muhalefet ve devrimci mücadele güçleri de büyüyen bir dinamik olarak devrededir. Ayları bulan işçi grev ve direnişleri kararlıca sürmekte, toplumun değişik katmanlarından tepkiler yükselmektedir. Kadınlar her gün ve her saat katledilmelerine, üzerlerindeki baskı ve şiddete isyan ederek mücadelelerini büyütmektedirler. Boğaziçi üniversitesinde olduğu gibi, öğrenci gençlik üzerlerindeki baskılara karşı direnmektedirler. Halkların örgütlü güçleri, siyasi parti ve kurumları demokratik muhalefet ve devrimci mücadelelerini yükseltmektedir.

”Birleşik Mücadele Güçleri kurumsallaşması demokratik muhalefet ve mücadele zemininde küçümsenemez bir potansiyel oluşturmaktadır. Birleşik Mücadele Güçlerinin kuruluş ve deklarasyon eksenli etkinlikleri ve hedefleri dikkate değer iken, polis saldırısına karşı kararlı duruş ve militan direnişleri bir gelişme muştusudur. İşte geliştirilerek büyütülmesi gereken mücadele cephesi budur.”

Komprador tekelci sınıf klikleri arasındaki iktidar kavgası objektif olarak devrime olanak yaratır ve devrimci mücadelenin gelişmesine uygun şartlar sunar. Bu bağlamda burjuva kliklerin çatlak ve çatışmalar içinde olması devrimin yararınadır. Onlar bölünüp çatışırken zayıflar, yönetim ve iktidar egemenliklerinde boşluklar doğar ve bu olanaklar devrim tarafından değerlendirilir. Bunun ötesinde burjuva muhalefetin halklarımızı doğrudan ilgilendiren tek yanı yoktur. Dolayısıyla bunlar arasında taraf olmayı gerektirecek bir sebep ve ihtiyaç da yoktur.

Burjuva muhalefet, gerici iktidar dalaşından muzdarip olmakla birlikte, burjuva düzen ve devletin tahkim edilerek güçlendirilmesinden ileri bir değer taşımaz. Onun tüm muhalefeti klik iktidarı içindir. Ezilip sömürülen işçilere ve halklarımıza, esaret altında tutulan mazlum ulus ve azınlıklara, horlanıp ötelenen ve zulme tabi tutulan kimlik ve kültürlere, kadına, gençliğe ve öğrencilere demokratik bir yaşam vaat edemez, özgürlük getiremez. Çünkü o, burjuva düzeni değiştirmek için değil, o düzeni kendi iktidarı altında sürdürmek için muhalefet eder.

Burjuva muhalefetin iktidara gelme uğruna vaaz ettiği demokrasi kendisi için demokrasi, halklarımız için baskıdır. Tam da bundandır ki, her türden burjuva düzen partileri ve muhalefetiyle aramıza kalın çizgiler çekerek, Birleşik Mücadele Güçlerinin örgütlenme ve mücadele çalışmalarında birleşmeli, halklarımızı birleşik mücadele güçlerine çağırarak örgütlemeliyiz. Her şeyden de önce mevcut güçlerimizle birleşik mücadeleyi yükselterek gerçek demokrasi alternatifini büyütmeliyiz. Bugün Birleşik Mücadele Güçlerinin iktidar-polis saldırısı karşısında sergilediği militan direniş tavrını kuşanarak devrimci mücadelenin geliştirilmesi görevdir.

Sonuç olarak; erken seçime hazırlanan komprador tekelci kılikler aralarında sert dalaşlara girerken, özellikle iktidarı kaybetme tehlikesi yaşayan iktidar kıliği demokratik ve devrimci güçleri ezip devre dışı etmeyi ihmal etmez. Kendi aralarındaki çatışma ne kadar keskin olursa olsun, sınıf kardeşliği temelinde devrimci halk güçlerine karşı düşmanlıklarından geri durmazlar. Öte taraftan, birbiriyle iktidar dalaşı yürütürken, halk kitlelerini sahte demokratlık, demokrasi ve özgürlük söylemleriyle manipüle ederek yedeklemeyi hedefler, gerici-faşist iktidar emellerine manivela ederler. Ve ilgili dalaş süreci ister iktidar kliği, isterse de muhalefetteki klik lehine sonuçlansın, halklarımız adına gerçek bir iyileşme veya ileriye dönük bir değişim olmaz.

Kaybeden de kazanan da yine komprador tekelci sınıflar, yani bir kliği kaybederken öteki kliği kazanır. O halde, devrimci sınıfların bütün bu süreçlerdeki tavrı, halk kitlelerini demokratik ve devrimci güçleri destekleme esasında biçimlenmeli ve en önemlisi de devrimci güçlerin birliğini geliştirerek devrimci mücadeleyi büyütme temelinde birleşik mücadelenin güçlendirilmesinde şekillenmelidir. 

Günün Haberleri

More in Analiz